İMAN,İSLAM,KURAN,SÜNNET,NAMAZ,MUSTAFA KAPLAN,BURHAN BOZGEYİK,DİN: kovalamak
kovalamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kovalamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2007 Çarşamba

Arkanızdan atlı mı kovalıyor?

Arkanızdan atlı mı kovalıyor? İslâmî kültürün temeli, esası, “olmazsa olmazı” namazı cemaatle camide kılmaya dayanır. İslâmî kültürde camiler, birer “resmî binâ” değil, güleç yüzlü hayat merkezidirler. Asr-ı Saadete bakalım: Mescid-i Nebevi’nin hemen bitişiğinde Peygamber Efendimizin (asm) hâne-i saadeti (mübarek evi) bulunmaktaydı (evi ile camiin iç içe oluşunun müşahhas delili, Hz. Aişe validemizle birlikte yaşadığı mübarek hücresinin Ravza-i Mutahhara şeklinde bugün Mescid-i Nebevi’nin içinde kalmış olmasıdır.) Namazlar Mescid-i Nebevi’de kılınır, devletin en mühim mevzuları Mescidde konuşulur, en mühim kararlar Mescidde alınırdı. Mescid-i Nebevî aynı zamanda ilim merkeziydi. İlim orada tahsil edilir, hayatını ilme vakfedenler (Ashab-ı Suffa) Mescidde yatıp kalkardı. Düğünler Mescidde yapılır, fakirlere yardım Mescidde dağıtılırdı. Elhasıl doğumdan ölüme bütün mühim hâdiselerde Müslümanların toplanma yeri Mescid idi. Mübarek Bilal (ra) o yanık sesiyle “Allahu Ekber! Allahu Ekber!” dedi mi, elde ne varsa bir tarafa bırakılırdı. Çekiç örse vurmaz olur, el teraziyi tartmaz olur, kumaşı ölçmez olurdu. O anda hayat sanki dururdu. Öyle ya Sultanlar Sultanının dâveti işitilmişti, artık başka işe bakmak edebe muhalif idi. Çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı, vakur adımlarla mescide gidilir, tâdil-i erkanla, sükunetle vakit namazı edâ edilirdi. Namazdan sonra haydi tekrar, “Bismillah” denilerek iş başına... Asr-ı Saadetteki bu güzel yaşayışın bir nümuneciğini hacda ve umrede –bilhassa Ramazan umresinde- görmüştüm. Ezan-ı Muhammedî okununca hayat sanki durmaktaydı. Süpermarketler isterse tıklım tıklım dolu olsun, isterse milyarlarca riyallik alışveriş yapılacak olsun, o anda görevliler, “Sala! Sala!” (Namaza! Namaza!) diye gerekli ikazı yapmakta, kasalar kapatılmakta, içerisi boşaltılmakta idi. Dükkanlar da öyleydi. Kepenkler kapatılmayıp ya öylece bırakılmakta, ya da tezgahların üzerine bir örtü örtülmekte (hatta tomar tomar paraların üzerine de), ondan sonra camiye gidilmekte idi. Namazdan sonra hayat durduğu yerden akmaya devam edecekti. Mekke ve Medine’nin yerlilerinin camiye devam edişleri takdire şayandı. Ramazan umresinde gördüm. Teheccüd namazına ma’aile, yani ailece geliyorlardı. Öyle ki daha birkaç aylık bebek dahi bebek arabasıyla getiriliyordu. Pek çok defa şahit oldum, 5-7 yaşındaki pek çok çocuk teheccüd namazı kılıyordu. Teheccüd namazı dedikse öyle bizim kıldığımız gibi beş dakikada iki rekat kıl, tamam! Öyle değil. Yaklaşık iki saat sürüyor. Ve çocuklar büyük bir vakarla, ciddiyetle namazlarını kılıyorlar. Şimdi bu bahsi niçin açtık? Şundan dolayı: Son zamanlarda camilerde bir âculiyet görmekteyim. Ege Bölgesindeki seyahatimde de gördüm, İstanbul’daki pek çok camide de. Ezan-ı Muhammedî okunuyor, eviniz çok yakında olmasına ve çok süratli gitmenize rağmen, farzın birkaç rekatını kaçırıveriyorsunuz. Hele bir de abdest almaya kalktınız mı, ancak tesbihatın sonuna yetişiyorsunuz. Muhteremler, bu acele niye? Arkanızdan atlı mı kovalıyor. Hele bir sakin olun. Sünneti güzelce kılın. Üç ihlas, bir fatiha okuyun. Biraz bekleyin, ardından farz namaza durun. Farz namazda da lütfen vasat sureleri okuyun (Duhâ ile Fil sureleri arasındaki sureler), tâ ki cemaaat yetişsin, cemaat sevabına nâil olsun. Zaten camiler resmî dairelere benzetildi. İlim öğrenmek ve öğretmek yok, Kur’an okumak yok, dinî bilgiler öğretmek yok. Namazı kıldır, kapıları kapat, tamam... Böyle mi olması lazım? Bu da yetmezmiş gibi şimdi bir de namazı çok çabucak kılıp bitirme usulü çıktı. Muhteremler arkanızdan atlı mı kovalıyor, “havf namazı” mı kılıyorsunuz, bu aceleniz niye?..Burhan Bozgeyik/Milli Gazete
 
İslami Site