İMAN,İSLAM,KURAN,SÜNNET,NAMAZ,MUSTAFA KAPLAN,BURHAN BOZGEYİK,DİN: dîn
dîn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dîn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2007 Pazar

Kur'an Nurları

İ'lem eyyühe'l-aziz! Birşeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zeki olursa olsun, o şeyin ahvâli hakkında ihtilâfları olduğu zaman, yakın olanın sözü muteberdir. Binaenaleyh, Avrupa filozofları, maddiyatta şiddet-i tevaggulden dolayı iman, İslâm ve Kur'ân'ın hakaikinden pek uzak mesafelerde kalmışlardır. Onların en büyüğü, yakından hakaik-i İslâmiyeye vukufu olan âmi bir adam gibi de değildir. Ben böyle gördüm; nefsülemir de benim gördüğümü tasdik eder. Binaenaleyh, şimşek, buhar gibi fennî meseleleri keşfeden filozoflar, hakkın esrarını, Kur'ân nurlarını da keşfedebilirler diyemezsin. Zira onun aklı gözündedir. Göz ise kalb ve ruhun gördüklerini göremez. Çünkü kalblerinde can kalmamıştır. Gaflet, o kalbleri tabiat bataklığında çürütmüştür.(Risale-i Nur Külliyatından İktibas Edilmiştir.)

4 Ağustos 2007 Cumartesi

Süfyan büyük bir âlim olacak.......

BESİNCİ SUA YEDİNCİ MESELE: Rivayette var ki, "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilimle dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar." Ve'l-ilmu indallah, bunun bir tevili şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir. (risale-i nur kulliyatindan iktibas edilmistir)

2 Ağustos 2007 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den Dersler

Sağlıklı yaşamanın sırrı!.. İnsanoğlu, nasıl “sağlıklı yaşayacağını” bilemez olmuş. Oysa, sorunun cevabı, şu kâinat kitabının en mükemmel müfessiri olan Kur’an-ı Azimüşşan’da mevcut. A’râf Sûresi’nin 31. âyetinde meâlen şöyle bir emir var: “Yiyin, için, fakat isrâf etmeyin.” Bu emir, sağlıklı ve huzurlu yaşamanın da temel formülüdür. “Hülâsâtü’l Beyan” tefsirinde bu hususta güzel bir izahat var. Birlikte okuyalım: “Beyzavî ve Fahr-i Razi’nin beyanları veçhile Ali b.Vâkıdî’nin [büyük İslâm âlimi] ‘Allahu Teâlâ ilm-i tıbbı [tıp ilmini] bir âyetin nısfında [yarısında] cemetti [topladı]. O âyet de ‘Ve külû veşrebû velâ tüsrifû’ nazm-ı celildir’ dediği menkuldür. Çünkü; Tefsir-i Nisâbûrî’de beyan olunduğuna nazaran bir tabib-i Nasrânî [Hıristiyan doktor] Ali b. Vâkıdî’ye; ‘Sizin kitabınızda tıbba dair bir şey yoktur. Halbuki ilim; ikidir: Birisi; ilm-i tıb ki, ilm-i ebdandır [bedenler ilmi], diğeri; ilm-i fıkıh ki, ilm-i edyandır [din ilmi]’ demiş. Ali b. Vâkidî de ‘İl-i tıbbın cemi’ mesâilini [tıp ilminin bütün meselelerini] bizim kitabımız [Kur’an-ı Kerim] nısf-ı âyette cemetti [yarım âyette topladı]’ buyurmuş ve bu cümleleri okumuş. “Tabib-i Nasrânî, ‘Sizin Resulünüzden tıbba dair bir şey varid olmadı’ dediğinde Ali b. Vâkidî; ‘Bizim Resulümüz (asm) ilm-i tıbbın cemi’ mesâilini birkaç kelimede cemetti’ demiş ve şu hadisi okumuştur: ‘Mide, maraz [hastalık] evidir. Himye yani az yemek her dermanın başıdır. Her bedene âdet ettiği şeyi ver, âdetinin hilâfını verme.’ Demiştir. “Bunun üzerine tabib-i Nasrânî’nin; ‘Sizin Kitabınız ve Resulünüz ilm-i tıbdan Calinos’a bir şey bırakmamış’ dediği naklolunmaktadır. Çünkü; insana alelekser [çoğunlukla] hastalık mideden gelir. Zira mide; vücudun yarar bir motoru menzilindedir. Motor lüzumundan ziyâde [fazla] yanarsa patlar ve eğer lüzumundan az yanarsa yol vermez. Şu halde onun kıvamını bulmak ve itidal üzere islim vermek lâzım olduğu gibi yemek ve içmekte de midenin itidâlini vermek lâzımdır.” (Mehmed Vehbi. Hulâsatü’l Beyan Fî Tefsiri’l Kur’an, c. 3-4, s. 1611) Ebû Ali İbn-i Sinâ da A’râf Sûresi’nin 31. âyetindeki, “yiyin, için, fakat israf etmeyin” emrinden istifade ile şöyle demektedir: “İlm-i tıbbı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifâ hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir [yemek üstüne yemek yemektir]” Bediüzzaman da “İktisat Risâlesi” isimli eserinde, İbn-i Sina’nın bu sözüne şu haşiyeyi düşmüştür: “Yani, vücuda en muzır [zararlı], dört beş saat fasıla [ara] vermeden yemek yemek, veyahut telezzüz için [lezzet almak için] mütenevvi [çeşitli] yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır.” (Lem’alar, On Dokuzuncu Lem’a, s. 151) İşin hülâsası şudur. Allah’ın haram kıldıkları hariç,. İnsan, “kararında” ve aslâ aşırıya kaçmadan, Allah’ın verdiği nimetlerden yiyecek, içecek. (Şayet fazla parası ve yiyeceği varsa, fakirlere verecek) Sevgili Peygamberimiz (asm) şöyle buyuruyor: “İsraf ve kibir yapmaksızın ye, iç, giy ve sadaka ver.” (Muhtarü’l Ehâdis, 880 no’lu hadis)İnsan Kur’an’a ve Hadise uyarsa maddeten de sağlıklı yaşar. Yoksa israfa girerek (israf da haramdır) aşırı ve abur cubur yerse, midesini tıka basa doldurursa, hastalığa dâvetiye çıkarmış olur. BURHAN BOZGEYİK/MİLLİ GAZETE
 
İslami Site