1 Ağustos 2007 Çarşamba
Üç ayrı Said
Üç ayrı Said
Geçen asrın ilk çeyreğinde isimleri o yılların gündemini çokça işgál eden üç isim vardı ki, haklarındaki bilgiler yeni nesillerce müzelik olduğundan, üç ayrı insanın üç farklı hayâtı bir isimde toplanır oldu. Ayrı ayrı alâmet-i fârikaları olan bu üç “Said”, mes’elenin câhili olanlarca, “Bedîüzzamân Said Nursî” sanılır oldu.
Birinci Said, Mondros Mütârekesinden sonra Osmanlı’nın mağlûb olmasıyla adını duyuran “Said Molla” isimlisidir. Bu adam “İngiliz Muhibler Cem’ıyyeti” isimli bir teşkilât mensûbu olup, İstanbul’daki İngiliz Sefâreti ile de içli-dışlı olan bir İngiliz ajanıdır. Onun işgál güçlerine maşalık ettiği mütâreke kaosunda, İkinci Said olan “Bedîüzzamân Molla Said” Osmanlı’nın en yüksek din akademisi olan “Daru’l-Hikmeti’l-İslâmiyye” a’zâsıdır. Birinci Cihan Harbi’nde Erzurum cephesinde Ruslara karşı “Milis Yarbayı” rütbesiyle çarpışmış, Bitlis’te yaralanarak esîr düşmüş, harbin sonuna doğru firâr ederek İstanbul’a dönmüştü.
Başşehrin işgál edilmesi üzerine “Said Molla” İngilizlere kuyruk sallarken, “Bedîüzzamân Molla Said” işgál kuvvetlerine karşı “Hutuvât-ı Sitte” isimli bir kitâbçık bastırarak neşretmiş ve kellesini koltuğuna alarak Anadolu’da yanan Kuvvâ-yi Milliyye meş’alesine destek vermiştir. Doğu ile Batı kadar biribirine zıt karakter taşıyan bu iki şahsiyyeti biribirine karıştıranların cehâletine güler misiniz, ağlar mısınız!
Üçüncü Said ise, Osmanlı’nın yıkılmasından sonra TC’nin ilk yıllarında adı bir kıyâma karışan Palu şeyhlerinden Said Efendi’dir. “Şeyh Said” olarak bilinen bu isim, bugün hâlâ hâdisenin üzerindeki sis perdesinin ciddî olarak aydınlatılamaması yüzünden detaylı bilmekte zorlandığımız ma’lûm mâcerâda etrâfındaki Doğu ahâlîsi ile birlikte kıyâm eden, netîcede i’dâm sehpâsına çıkarılan bir din adamıdır. 1923 başında Ankara’da bulunan, ama idârecilerin gidişâtını İslâm nâmına iyi görmediği için yeni başşehiri terk ederek Van’a çekilen Bedîüzzamân Said Nursî ise, Şeyh Said Efendi hâdisesi ile uzaktan-yakından ilgisi olmayan bir vaz’ıyyettedir.
Bir İslâm beldesinde iç mücâdelenin doğru olmadığını “Dâhilde kılıç çekilmez” diyerek sarâhaten ifâde ettiği gibi, hâdisenin meydana geldiği vakitlerde kendisi Van’ın Erek Dağı’nda inzivâda idi. Vak’a olup bittikten sonra İsmet Paşa’nın despot iktidârı Doğudaki bütün nüfûzlu âileleri tedbîr olarak Batıya sürgün karârı çıkarınca, Bedîüzzamân Molla Said de bu zulümden nasîbini alarak önce Burdur’a, sonra Isparta’ya, bilâhare de Eğirdir’in Barla nâhiyesine sürülmüştür.
İngiliz ajanı Birinci Molla Said’i bugün bilen hemen hemen hiç kimse kalmamıştır. Şeyh Said Efendi ise geçen asrın ilk çeyreğinde i’dâm edildiği için kitleler tarafından fazla bilinmemektedir. Bu yüzden, on parmaklarında yirmi kara taşıyan insanların menfî propagandasına kapılan bilgisiz kesimler, bu üç isme âit vasıfların hepsini birden Bedîüzzamân Molla Said’e boca etmekteler. Bu karıştırmayı ehl-i ilmin ve ehl-i îmânın yapması ise daha üzücü oluyor.
Kendisini Bedîüzzamân Hazretlerine nisbet eden grupların ve lider kadrolarının, o mübârek zât ile hiç münâsebeti olmayan “diyalog” denilen zehirli oyunda rol almalarına tavır koyan ehl-i hamiyyetin, onların o yanlışlarına hücûm ederken o İslâm Müceddidi zâta da yanlış bilgilerle vurmaya kalkmaları korkunç bir yanlıştır. Evvelâ şu üç Said ile ilgili bilgilerin biribirinden ayrılması gerekir.
Üstelik, Bedîüzzamân Said Nursî Hazretleri, verâset-i nübüvvet makámında bulunmuş bir Allah dostudur. Kendisini ona nisbet edenlerin yanlışlarına kızıp da o zâta da bilgisizce yalan ve iftirâlarla saldıranlar, evvelâ kendi haklı da’vâlarına zarâr verdiklerini anlamalıdırlar. Bedîüzzamân Hazretlerinin arkasında Kur’ân vardır; kimin haddine düşmüş ki o dâmen-i muallâya erişe? Bedîüzzamân ismini kendi yanlışlarına âlet edenlere ne derseniz deyin, ama o mübârek zâta lâf söylemeyin; zîrâ kendiniz iki âlemde rezîl olursunuz.
Saz isteyene bu sivrisinek yetmez mi?
Etiketler:
batı,
din,
duğu,
islam,
molla,
risalei nur,
said nursi,
savaş
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder