İMAN,İSLAM,KURAN,SÜNNET,NAMAZ,MUSTAFA KAPLAN,BURHAN BOZGEYİK,DİN: said nursi
said nursi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
said nursi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2008 Çarşamba

ENFAL-İSLAMİ BİLİNÇ SİTESİ

http://enfal.tr.cx/ ARAMA KELİMELERİ/KEYWORD; İslami MARŞ,VİDEO,MAKALE,BİLGİ,CİHAD,HABER,RİSALE-İNUR,İLAHİ,DİNLER ARASI DİYALOG,İBRAHİMİ DİNLER,İslami Bilinç İçin Her Şey"> Cihad,Bediüzzaman Said Nursi,El-Kurdi,omer108,hamim,tahşiye,rahle,cihangir,yayınları,namaz, Kur'an,Hadis,Şeriat,Sünnet,İbadet,Dinler Arası Diyalog,Fettullah Gülen,Peygambber,Sevgi,Modernizm,Mücahid,Klip,İlahi,Marş,Yusuf El-Kardavi,Hizbullah,El-Kaide,El-qaide,El-Qaide,Usame Bin Laden,Hz Mehdi,İslam Devleti,Anayasa,Hulusi Yahyagil,Laiklik,Demokrasi,Sosyalizm,okul,öss,Fethullah Gülen,Batıl İnançlar,Batıl Dinler,Kominizm,Feminizm,Felsefe,Boykot,Siyaset,Seçim,Oy Kullanmak,Cennet,Cehennem,Ateş,Su,Nimet,Kafir,Beşeri Rejim,Mao,Stalin,Atatürk,M.kemal,Lenin,Sovyet,Hararet,Burudet,Molla Muhammed Ali Doğan,Abdurrahman Aktepe,,Rahman,Nur,Nefis,Talikat,Haşiye,omer108,Tefsir,Muhammed Ali Sabuni,Seyyid Kutup,Mevdudi,Fıkıh,Ebu Katade El-Filistini,Akaid,Ebu Basir Et-Tartusi,Es-Seyyid Mustafa El-Bedevi,Usul-ud Din,İmam Şafii,imam Ebu Hanefe,İmam Ahmed Bin Hanbel,İmam Malik,Buhari,Muslim,Ebu Davut,İbn Hibban,Şerh,Ehli-Sünnet Ve'l Cemaat,Selefilik,İbadilik,Şia,Vehabilik,Caferilik,İslam Kıyafeti,Müslüman Kimliği,M.Emin Yıldırım,Ahmet Varol,Kitap,Kanal

1 Ağustos 2007 Çarşamba

İctihâda mâni’ olan “altı madde” kalktı mı?

İctihâda mâni’ olan “altı madde” kalktı mı? Bedîüzzamân isminin son asırda bir “İslâmî otorite” olduğunda ehl-i ilmin ve ehl-i insâfın tereddüdü yoktur. Kelâm ve tasavvuf sahalarında yaptığı tecdîd yanında, fıkıh sahasına sokulmak istenen bid’atlara karşı da şer’î sınırları göstermiştir. “27. Söz” başlıklı “İctihâd Risâlesi” okunursa, ne demek istediğimiz daha kolay anlaşılacaktır. Merhûm Üstâd o eserinde, ictihâd yapacak ölçülere sâhib kişiler bulunsa dahi, o sahaya girmeye altı tâne engel bulunduğunu söyler. O mâni’ler kaldırılmadığı müddetçe ictihâd sahasına girmeye kalkanların ise, “İslâmiyyete cinâyet” işleyeceğini, “bid’akârâne bir hıyânet” yapacağını, “vücûd-i İslâmiyyeyi tahrîb” edeceğini ve “boynundaki şer’î zinciri çıkarmağa vesîle” etmiş olacağını net söyler (Sözler, 27.Söz, s. 506-508). Risâle-i Nûr ile iştigâl edenler veyâ o eserleri tedkîk edenler bu gerçeği bilirler. Bu net ifâdelere rağmen günümüzde ictihâd etmeye kalkanlar yok mudur, vardır. Elin ağzı torba değil ki büzesin! Bu ülke şerîatla idâre edilmiyor ki, ilgili mahkemeler bu iddiâ sâhiblerini hizâya getirsinler! Sistemin adına “demokrasi” dendiği için, İslâm dışındaki her türlü icrâata karışan da olmadığından, biz devlet değiliz ki böylelerine müdâhale salâhiyetimiz olsun! “Doktor” iken yazdığı bir fıkhî mes’eleyi “doçent” olunca tam zıddı bir ifâdeyle kaleme aldığını on sene önceki okuyucularıma duyurduğum bir ilâhiyatçı, şimdi “profesör” olmuş; yeni yazdığı bir kitâbın kapağına da “ülkemizin seçkin fıkıh otoritelerinden” ibâresi konmuş. Parayla diploma alındığı, intihâl ile kariyer elde edildiği ve dahi İslâmın isimden ibâret kaldığı böyle bir devirde “fıkıh otoritesi” yetişmiş olmasını takdîrle karşılamak lâzım. Bir kişi hem ilâhiyat profesörü ve hem de “fıkıh otoritesi” olunca, elbette ilk bilmesi gereken şey “ictihâd” mevzuu olmalıdır. Bu sahada “seçkin otorite” olmuş bir zâttan, kalkıp da Bedîüzzamân Hazretlerinin bu mes’eledeki yazılarına bakmasını istemek sanırım haddini aşmak olurdu. Kimse haddini aşmak istemeyince, “seçkin fıkıh otoritesi” profesörümüz de kitabına, “Fethullah Gülen Hocaefendinin Fıkhını Anlamak” adını koymakta beis görmemiş. Sayın profesörün seçkin makâmı gereği onu tenkîd etme hakkını kendimde bulamıyorum. “Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, Hocaefendinin âlim olmasının yanında müctehid olduğuna da bizce şüphe yoktur” dediğine göre, birilerine pâye dağıtma hakkının dahi seçkin fıkıh otoritelerine verildiğini anlıyoruz. Bizim gibi basit fânîlerin bu işe aklı ermeyeceği için, seçkin fıkıh otoritesi zâtın makâm-ı âlîlerine saygılarımızı sunuyoruz. Benim merak ettiğim husûs, kendisini Bedîüzzamân Hazretlerine nisbet eden sayın Fethullah Hocaefendi’nin bu dağıtılmış pâyeye ne reaksiyon verdiğidir. Yarı münzevî hâlim gereği kıymetli medyamızı tam ta’kîb edemediğim için merâkımı ma’zûr görsünler. Seçkin fıkıh otoritelerinin dağıttığı “âlim ve müctehid” unvânı elbette beynelmilel şöhret sâhibi insanlara yakışır ve az da gelir; lâkin Bedîüzzamân Hazretlerinin kendi eserinde yazılı ifâdelerine bakınca tereddüde düşüyorum. Yukarıda sözünü ettiğim risâlede “ictihâd etmeye mâni’ olan altı esâs” sıralanmıştır. Eğer o altı engel kalkmışsa, seçkin fıkıh otoriteleri cidden değerli bir tesbîtte bulunmuştur demek zorundayız; bize de o zamân sâdece alkışlamak düşer. Eğer o “altı engel” kalkmamış, üstelik daha da katmerlenmiş bir hâl almışsa; o zamân bu seçkin fıkıh otoriteleri, Hocaefendiye “cinâyet, hıyânet, tahrîb, şer’î zinciri boynundan çıkarma” isnâdı mı atfediyorlar? “Zemm-i zımnî” olan “mübâlâğa” mı yapılmış acabâ? Çünkü, Hocanın çok değer verdiği Bedîüzzamân, bu mâni’ler kalkmadan ictihâd etmeye, müctehidlik yapmaya kalkanların “İslâmiyyete cinâyet” işleyeceğini, “bid’akârâne bir hıyânet” yapacağını, “vücûd-i İslâmiyyeyi tahrîb” edeceğini ve “boynundaki şer’î zinciri çıkarmağa vesîle” etmiş olacağını net söylemektedir (age). Beşer elbette şaşar! Seçkin fıkıh otoritelerimiz ise bizlerin şaşkınlığını arttırmaktan herhalde gizli bir zevk alıyorlar. İnternet sayfalarında yanlışlarımı teşhîr eden kıymetli münekkidlerim beni bu açmazdan da kurtarırlarsa sevinirim: İctihâd etmeye mâni’ olan altı madde kalkmış mıdır? MUSTAFA KAPLAN/VAKİT

Üç ayrı Said

Üç ayrı Said Geçen asrın ilk çeyreğinde isimleri o yılların gündemini çokça işgál eden üç isim vardı ki, haklarındaki bilgiler yeni nesillerce müzelik olduğundan, üç ayrı insanın üç farklı hayâtı bir isimde toplanır oldu. Ayrı ayrı alâmet-i fârikaları olan bu üç “Said”, mes’elenin câhili olanlarca, “Bedîüzzamân Said Nursî” sanılır oldu. Birinci Said, Mondros Mütârekesinden sonra Osmanlı’nın mağlûb olmasıyla adını duyuran “Said Molla” isimlisidir. Bu adam “İngiliz Muhibler Cem’ıyyeti” isimli bir teşkilât mensûbu olup, İstanbul’daki İngiliz Sefâreti ile de içli-dışlı olan bir İngiliz ajanıdır. Onun işgál güçlerine maşalık ettiği mütâreke kaosunda, İkinci Said olan “Bedîüzzamân Molla Said” Osmanlı’nın en yüksek din akademisi olan “Daru’l-Hikmeti’l-İslâmiyye” a’zâsıdır. Birinci Cihan Harbi’nde Erzurum cephesinde Ruslara karşı “Milis Yarbayı” rütbesiyle çarpışmış, Bitlis’te yaralanarak esîr düşmüş, harbin sonuna doğru firâr ederek İstanbul’a dönmüştü. Başşehrin işgál edilmesi üzerine “Said Molla” İngilizlere kuyruk sallarken, “Bedîüzzamân Molla Said” işgál kuvvetlerine karşı “Hutuvât-ı Sitte” isimli bir kitâbçık bastırarak neşretmiş ve kellesini koltuğuna alarak Anadolu’da yanan Kuvvâ-yi Milliyye meş’alesine destek vermiştir. Doğu ile Batı kadar biribirine zıt karakter taşıyan bu iki şahsiyyeti biribirine karıştıranların cehâletine güler misiniz, ağlar mısınız! Üçüncü Said ise, Osmanlı’nın yıkılmasından sonra TC’nin ilk yıllarında adı bir kıyâma karışan Palu şeyhlerinden Said Efendi’dir. “Şeyh Said” olarak bilinen bu isim, bugün hâlâ hâdisenin üzerindeki sis perdesinin ciddî olarak aydınlatılamaması yüzünden detaylı bilmekte zorlandığımız ma’lûm mâcerâda etrâfındaki Doğu ahâlîsi ile birlikte kıyâm eden, netîcede i’dâm sehpâsına çıkarılan bir din adamıdır. 1923 başında Ankara’da bulunan, ama idârecilerin gidişâtını İslâm nâmına iyi görmediği için yeni başşehiri terk ederek Van’a çekilen Bedîüzzamân Said Nursî ise, Şeyh Said Efendi hâdisesi ile uzaktan-yakından ilgisi olmayan bir vaz’ıyyettedir. Bir İslâm beldesinde iç mücâdelenin doğru olmadığını “Dâhilde kılıç çekilmez” diyerek sarâhaten ifâde ettiği gibi, hâdisenin meydana geldiği vakitlerde kendisi Van’ın Erek Dağı’nda inzivâda idi. Vak’a olup bittikten sonra İsmet Paşa’nın despot iktidârı Doğudaki bütün nüfûzlu âileleri tedbîr olarak Batıya sürgün karârı çıkarınca, Bedîüzzamân Molla Said de bu zulümden nasîbini alarak önce Burdur’a, sonra Isparta’ya, bilâhare de Eğirdir’in Barla nâhiyesine sürülmüştür. İngiliz ajanı Birinci Molla Said’i bugün bilen hemen hemen hiç kimse kalmamıştır. Şeyh Said Efendi ise geçen asrın ilk çeyreğinde i’dâm edildiği için kitleler tarafından fazla bilinmemektedir. Bu yüzden, on parmaklarında yirmi kara taşıyan insanların menfî propagandasına kapılan bilgisiz kesimler, bu üç isme âit vasıfların hepsini birden Bedîüzzamân Molla Said’e boca etmekteler. Bu karıştırmayı ehl-i ilmin ve ehl-i îmânın yapması ise daha üzücü oluyor. Kendisini Bedîüzzamân Hazretlerine nisbet eden grupların ve lider kadrolarının, o mübârek zât ile hiç münâsebeti olmayan “diyalog” denilen zehirli oyunda rol almalarına tavır koyan ehl-i hamiyyetin, onların o yanlışlarına hücûm ederken o İslâm Müceddidi zâta da yanlış bilgilerle vurmaya kalkmaları korkunç bir yanlıştır. Evvelâ şu üç Said ile ilgili bilgilerin biribirinden ayrılması gerekir. Üstelik, Bedîüzzamân Said Nursî Hazretleri, verâset-i nübüvvet makámında bulunmuş bir Allah dostudur. Kendisini ona nisbet edenlerin yanlışlarına kızıp da o zâta da bilgisizce yalan ve iftirâlarla saldıranlar, evvelâ kendi haklı da’vâlarına zarâr verdiklerini anlamalıdırlar. Bedîüzzamân Hazretlerinin arkasında Kur’ân vardır; kimin haddine düşmüş ki o dâmen-i muallâya erişe? Bedîüzzamân ismini kendi yanlışlarına âlet edenlere ne derseniz deyin, ama o mübârek zâta lâf söylemeyin; zîrâ kendiniz iki âlemde rezîl olursunuz. Saz isteyene bu sivrisinek yetmez mi?
 
İslami Site