İMAN,İSLAM,KURAN,SÜNNET,NAMAZ,MUSTAFA KAPLAN,BURHAN BOZGEYİK,DİN: kuran
kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2007 Perşembe

Kadınların Siperi ve Kal’ası: TESETTÜR

Kadınların Siperi ve Kal’ası: TESETTÜR (Hanımların Zîneti: İffet- Hayâ- Hicab) Hayli zamandır üzerinde çalıştığım ve çok ehemmiyet verdiğim bir çalışmayı tamamlamayı Cenab-ı Hak lutfetti, nasip etti. Hanımların tesettür şekli gerçekten çok mühim bir mevzu idi. Bu konuda işin içine o kadar yanlış inanç, düşünce ve tatbikat girmişti ki, gerçekleri nasıl anlatacaktık? Hanımların tesettürü konusu, sıradan bir mevzu değildir. Şeâir-i İslâmiyedendir. Nas’la sabittir. Dolayısiyle inkarı -Allah muhafaza- insanın inancını götürür. Kitabın takdiminde de belirttiğimiz gibi, bu kitabı, “Lâ ilâhe illallah Muhammedürresûlullah” dedikten sonra, îmanın şu tarifini; “Resul-i Ekrem (asm)’ın Allahu Teâlâ indinden getirdiği zarûreten bilinen cümle ahkâm hususunda, icmâlen bilinen hükümlerde icmâlen, afsilen bilinen hükümlerde ise tafsîlen Resul-i Ekrem’i (asm) tasdik etmektir.” göz önünde bulunduran ve kabul eden kimseler okumalıdır. Biz, kula kulluk edenlerden, insanlara şirin gözükmek için dinden taviz verenlerden, nâmahremin yanağına öpücük kondurması karşısında, “bakın ne var bunda! Bir şey oldu mu?” diyen soytarı güruhundan değiliz. Dinin esasları neyse, en muhkem, en temel kaynaklardan alarak olduğu gibi söylemeyi şiâr edinmişiz. Dolayısiyle bu çok mühim konuda da aynı şeyi yaptık. Müfessirinî îzamın, müctehidlerin, müceddidlerin, evliyanın, asfiyânın, ulemânın görüşlerini -Ki bütünüyle Kur’an-ı Azimüşşan’a ve hadis-i şeriflere dayanmaktadır- olduğu gibi naklettik. Müslüman hanımlar neyi ölçü alacak? Baskılar, dayatmacalar, kandırmacalar, insî ve cinnî şeytanların devreye girmesiyle telkin edilen şekli mi, yoksa Allah’ın (cc) ve Resulullah’ın işaret ettiği şekli mi? “Allah’ın emri baş göz üstüne. Doğrusu budur. Ama ben nefsime söz geçiremiyorum, Allah beni affetsin” diyen imanını kurtarmış olur, şayet tesettür-ü şer’iden başka bir kıyafet giyiyorsa günahkâr olur. Ama böyle demeyip te, “ne var canım bunda. İşte bu da tesettürdür. Böyle de tesettür olur” diye kendi kafa fenerinin gösterdiğini, ya da işkembe-i kübradan atan ulemai’s-sû’un yanlış fetvalarını esas alanlar ise hüsrana düşerler. Biz bu eserde, belki de Türkiye’de ilk olarak, tesettürün ülkemizdeki tarihçesini de anlattık ve çok çarpıcı misallerde işin gerçek yönünü ortaya koyduk. Kitapta, Yakup Kadri’nin “Çarşaf ve Peçeye Dair” başlıklı yazısı da vardı. Bu yazı pek çok köşe yazarı tarafından da nakledilmişti. Ben işin kaynağına inmeden bu yazıyı iktibas etmek istemedim ve kitabın Osmanlıca orijinal nüshasını hayli aradım. Sonunda buldum ve o kitaptan alarak naklettim. Kitapta, Nur Suresi’nin 31. âyet-i kerimesine de hayli genişçe yer ayırdık. Zira bu âyet-i kerime bize son zamanlarda ihmal edilen “haremlik-selamlık” hususunun ehemmiyetini ihtar etmekteydi. Biz insanların rızasını değil de “Allah’ın rızasını” esas alarak bu kitabı hazırladık. Hanımlar dış örtülerinde, yaşayışlarında neyi esas alacaklar? Popüler kültür dayatmacısını mı, reklamların hegemonyasını mı, yoksa Allah’ın (cc) ve Allah’ın Resûlünün (asm) açıkladıklarını mı?Kitap hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler için tel: Said Yayınları (0212) 528 46 35-522 16 20 Fax: (0212) 522 18 42 Kadınların Siperi ve Kal’ası: TESETTÜR BURHAN BOZGEYİK/Milli Gazete

1 Ağustos 2007 Çarşamba

RASÛLULLAH SEVGİSİ VE ALÂMETLERİ

RASÛLULLAH SEVGİSİ VE ALÂMETLERİ Prof. Dr. Fadl İlâhî Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Emirlerine Uymak, Yasaklarından Kaçınmak Sevenin sevdiğine itaatkâr olduğu hususunda iki kişinin dahi görüş ayrılığı yoktur. Seven sevdiğini, yapmaya, onun sevmediklerinden uzak kalmaya gayret eder. Bunu yaparken de anlatılamayacak kadar bir lezzet, büyük bir tat alır. Aynı şekilde Allah Rasûlü Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem'i seven bir kimse de bütün gayretiyle ona uymaya çalışır, emirlerini hemen yerine getirmeye koşar, yasaklarından uzaklaşmak için elini çabuk tutar. Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'i samimi bir şekilde seven o hayırlı ashabının bu alanda nice göz kamaştırıcı tutumları vardır. Aşağıda yüce Allah'ın lütfuyla bunların bazısını sözkonusu edeceğiz: 1. Ensardan Bir Kesimin, Rükû Halinde İken Ka’be'ye Doğru Dönmekte Ellerini Çabuk Tutmaları İmam Buhârî'nin rivayetine göre el-Berâ b. Âzib Radıyallahu anh şöyle demiştir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Medine'ye gelince, onaltı ya da onyedi ay boyunca Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kıldı. Bununla birlikte Ka’be'ye yönlendirilmeyi arzu ediyordu. Bunun üzerine yüce Allah: "Biz yüzünü göğe doğru evirip çevirmeni elbette görüyoruz. Onun için andolsun, seni hoşnud olacağın kıbleye döndüreceğiz." (el-Bakara, 2/144) buyruğunu indirdi ve Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem böylece Ka’be'ye döndürüldü. Bir adam onunla birlikte ikindi namazını kıldı, sonra gitti. Yolu ensardan (namaz kılmakta olan) bir topluluğun yanından geçti ve şöyle dedi: Bu kişi şahitlik eder ki, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte namaz kıldı ve onun (kıblesi) Ka’be'ye döndürüldü." Onlar da ikindi namazında rükûda iken Ka’be'ye yöneldiler."[1] Allah Rasûlüne -Rabbimin salât ve selâmı ona- uymak için ellerini ne kadar da çabuk tuttular! Ondan gelen bir haberi duyar duymaz ona sımsıkı sarılmakta tereddüt etmediler. Hatta başlarını rükûden kaldırmayı dahi beklemediler. Onlar rükûda iken Allah Rasûlünün döndüğü yere -yüce Ka’be'ye- dönüverdiler. 2- Ashab-ı Kiram'ın Yolculukta Konakladıkları Vakit, Birbirlerinin Yanında Konaklama Emrini Yerine Getirmekte Acele Etmeleri Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'in emrine uymakta eli çabuk tutmak sadece namazda değildi. Aksine onu samimiyetle sevenler (Allah onlardan razı olsun) ona tabi olmakta diğer bütün alanlarda da böyle davranıyorlardı. İmam Ebu Davud, onun yolculukta konaklama adabı ile ilgili verdiği emri uygulamakta ellerini ne kadar çabuk tuttuklarını bize Ebu Seleme el-Huşeni Radıyallahu anh'dan rivayetle şöylece anlatmaktadır: "İnsanlar bir yerde konakladıkları vakit vadilere ve yollara dağılırlardı. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Sizin bu şekilde yollara ve vadilere dağılmanız ancak şeytandandır." Bundan sonra Peygamber (ashabıyla) bir yerde konaklayacak olurlarsa, mutlaka biri diğerinine sokulur, öyle ki: Üzerlerine bir yaygı serilecek olursa hepsini de örter, denilecek şekilde konaklarlardı."[2] 3- Ashab-ı Kiram'ın Evcil Eşeklerin Etlerinin Haram Kılındığını Bildiren Nidâyı İşitmeleri Üzerine Kazanlarda Kaynayan Etleri Dökmeleri Ashab-ı Kiram'ın sevdikleri ve beğendikleri bazı şeyler kendilerine yasaklandı. Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'in yasağından sonra onlar bu yasaklanan şeylerden hemen uzaklaşmaktan başka bir tepki göstermediler. Bunlardan birisini İmam Buhârî, Enes b. Malik Radıyallahu anh'dan rivayet etmektedir. Buna göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem birisi gelerek: Eşekler yenilerek bitirildi, dedi. Nebi Sallallahu aleyhi vesellem sesini çıkarmadı. Daha sonra ikinci bir defa ona gelerek: Eşekler yenildi, bitirildi, dedi. Nebi Sallallahu aleyhi vesellem yine sustu. Arkasından ona üçüncü bir defa daha gelerek: Eşekler telef edildi, yok edildi, dedi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem bir münâdiye emir vererek insanlar arasında şöyle seslendi: "Şüphesiz Allah ve Rasûlü sizlere evcil eşeklerin etlerini yemeyi yasaklıyor." Bunun üzerine kazanlar içlerinde etler kaynadığı halde döküldü.[3] Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i içten seven bu hayırlı insanlar bir çare aramayı, bir fırsat bulmayı ya da bir istisnâ yapmayı düşünmediler. Onlar sevgide aranan temel şartlardan birisinin, sevenin arzusunun sevdiğinin emrine uymak olduğunu tam anlamıyla idrâk ediyorlarken, böyle bir şey düşünmeleri nasıl mümkün olabilirdi ki? 4- Şarabın Haramlığı İlan Edilince Medine Sokaklarında Akan Şaraplar Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i samimiyetle seven o hayırlı insanlar yasaklandı diye sevip arzu ettikleri şeylerden uzaklaşmakla kalmadılar. Uzun yıllardan beri alışageldikleri pekçok şeyleri de terkettiler. Hatta bunları atalarından miras dahi almışlardı. Fakat Rasûl-i Ekrem'e isyan etmek için geleneklerini yahut alışkanlıklarını -günümüz müslümanlarının pekçoğunun yaptığı gibi- ileri sürmediler. Buna delâlet eden tanıklardan birisi de İmam Buhârî'nin, Enes Radıyallahu anh'dan naklettiği şu rivayettir: "Ebu Talha Radıyallahu anh'ın evinde bulunanlara sakilik yapıyordum. O gün içtikleri şarap yarılmış taze hurma şarabı idi. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem bir münadiye: "Haberiniz olsun şarap haram kılındı" diye seslenmesini emretti. (Enes) dedi ki: Ebu Talha bana: Çık ve bu şarabı dök, dedi. Ben de çıktım ve şarabı döktüm. O şarap Medine yollarında aktı gitti."[4] Orada Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i samimiyetle seven o zatların yaptıkları tek iş, Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in emrini yerine getirmek üzere şarabı dökmekti. Bundan dolayı şarap Medine sokaklarında aktı. Bu hususta Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadiste şuna işaret vardır: Yanında şarap bulunan müslümanlar ardı arkasına şarabı döktüler. Öyle ki dökülen bu pek çok şarap Medine sokaklarında aktı."[5] Bütün bu işler şöyleydi böyleydi demeden, herhangi bir tereddüt ya da soru sormaya gerek duymadan olup bitti. Yine İmam Buhârî, Enes b. Malik Radıyallahu anh'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Ben ayakta Ebu Talha'ya filana ve filana içki sunarken bir adam gelip: Haber size ulaştı mı? diye sordu. Onlar: Ne haberi dediler. Adam: Şarap haram kılındı, dedi. Hepsi de: Ey Enes! Şu testileri dök, dediler. (Enes devamla) dedi ki: O adamın getirdiği haberden sonra şaraba dair ne bir soru sordular, ne de bir daha ona geri döndüler.[6] Ya Rabbi! Bu ne mutlak bir teslimiyet ve ne kadar mükemmel bir itaattir! İşte yüce Rabbimizin: "Aralarında hükmetmek üzere Allah'a ve Rasûlüne davet olunduklarında mü'minlerin sözleri ancak: 'İşittik ve itaat ettik' demektir. İşte bunlar refâha erenlerin ta kendileridir." (en-Nur, 24/51) buyruğu bu samimi sevenlere tıpatıp uymaktadır. 5- Ashab-ı Kiram'ın Rasûl-i Ekrem'in Emrini Yerine Getirmek İçin Düşman İle Ahidlerine Riâyet Etmeleri Ashab-ı Kiram'ın (Allah onlardan razı olsun) Rasûl-i Ekrem'e tabi oluşları yalnızca normal, sıradan hallerde değildi. Onlar aynı şekilde darlıkta, bollukta, savaş zamanlarında ve her zamanda, hayatın herbir işinde böyle idiler. Rasûl-i Ekrem'in emrini uygulamak amacıyla düşmanlara verdikleri sözlerini yerine getirmelerine dair İmam Ebu Davud ile İmam Tirmizi bizlere Suleym b. Âmir'in şu sözlerini nakletmektedirler: "Muaviye Radıyallahu anh ile Bizanslılar arasında bir andlaşma vardı. O onların topraklarına doğru gidiyor ve nihayet antlaşma süresi sona erdi mi onlara hücum ediyordu. Bineğin üzerinde bir adam: "Allahuekber, Allahuekber, biz ahde vefalıyız, bizde ahdi bozmak yoktur" diyerek geldi. Dönüp baktıklarında onun Amr b. Abse Radıyallahu anh olduğunu anladılar. Muaviye Radıyallahu anh ona haber göndererek sordu, o da şöyle dedi: Ben Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinledim: "Kimin bir başka kavim ile bir andlaşması bulunursa süresi bitinceye yahutta onlara adaletli bir şekilde andlaşmalarını bozduğunu bildirinceye kadar herhangi bir düğümü bağlamasın ve çözmesin." Bunun üzerine Muaviye Radıyallahu anh geri döndü."[7] 6- Ashab-ı Kiram'ın Allah Rasûlünün Emrine Uyarak İpek Kullanmayışları İmam Taberî'nin rivayetine göre müslüman askerler Yermûk'de konaklayınca müslümanlar düşmanlarına: Biz sizin kumandanınızla konuşmak ve onunla karşılaşmak istiyoruz. Bizi bırakın da onun yanına gidip konuşalım, dediler. Müslümanların bu isteklerini kumandanlarına bildirince onlara izin verdi. Ebu Ubeyde ve Yezid b. Ebi Süfyan ona bir elçi gibi gittiler. Yanlarında el-Haris b. Hişam, Dırar b. el-Ezver ve Ebu Cendel b. Suheyl Radıyallahu anh da vardı. O gün Kralın kardeşi[8] karargahında hepsi de ipekten olmak üzere otuz çadır ve yukardan yere kadar örten otuz tane de örtü vardı. Müslümanlar buraya gelince bu çadırların içine girmeyi kabul etmediler ve: "Biz ipeği helal görmüyoruz. O bakımdan yanımıza sen çık” dediler. O da (emri üzerine) hazırlanan yaygıların olduğu yerde yanlarına çıktı. Bu durum Herakliyus'a ulaşınca şöyle dedi: Ben size söylemedim mi? İşte bu zilletimizin başlangıcıdır. Artık bizim için şan yoktur. Doğan uğursuz bir evlattan dolayı Rumların vay haline![9] Bir başka rivayette şöyle denilmektedir: Ashab: Bizim böyle bir yere girmemiz bize helal değildir. Bunun üzerine onlar için yere ipekten yaygılar yayılmasını emretti. Yine: Biz bunların üzerine oturmayız dediler. İstedikleri yerde onların yanında oturdu.[10] Düşmanlarla karşılaşmak, bu hayırlı insanları o Rasûl-i Kerim'e -salât ve selam ona- uymaktan alıkoymadı. Bu işte ilk anda düşmanlar için bir fayda görülmesi ile -önceki örnekte görüldüğü gibi- kendilerinin faydasına olması arasında fark yoktur. Bu ruhen zayıf, kıt akıllı ve kıt imanlı bazı kimselere göre basit işlerden olsun, yahut büyük işlerden olsun onlar için fark etmezdi. Onlar Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'e uymaktan nasıl yüz çevirebilirlerdi ki? Çünkü onlar Rasûl-i Ekrem'in şöyle buyurduğunu dinlemişlerdi: "Benim emrime muhalefet edenlerin üzerine zillet ve küçülmüşlük yazıldı."[11] Onlar sadece bunu dinlemekle kalmadılar. Bunu iyice ezberlediler, anladılar, gereği gibi riayet ettiler, hayatlarında uyguladılar. Keşke günümüz müslümanları bu gerçeği idrâk edebilse. Yüce Allah müslümanların zaferini ya da yenilgiye uğramalarını birtakım sebeplere bağlamıştır. Bunların en önemlileri: Rasûl-i Ekrem'e tabi olmak ve ona asi olmamaktır. Ona itaat eden kimse aziz olur, yeryüzünde iktidar sahibi olur. Ona isyan eden bir kimse ise zelil olur ve küçülür. Belki de müslümanların bu gerçeği idrak etmeleri, hayatlarında bunun gereğini yerine getirmeleri onları içinde bulundukları bu aşağılık ve kaybolmuşluk halinden çıkartabilir. 7- Ashab-ı Kiram Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Namazda Ayakkabılarını Çıkardığını Gördüklerinde, Namazda Oldukları Halde Ayakkabılarını Çıkarmaya Çalıştılar Hiçbir seven, sevdiğinin emirlerini yerine getirmekle kalmaz; aksine büyük bir şevkle onun hareketlerini yapıp ettiklerini gözetir. Dikkatle onun yüzündeki değişiklikleri, gözlerinin işaretini takip eder. Belki bu yolla sevdiğinin sevdiği bir işi tespit eder, o da hemen onu yapar yahutta sevdiğinin nefret ettiği bir hususu öğrenir, ondan uzak kalır. Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'i gerçekten samimiyetle seven o hayırlı insanlar da böyle idi. Onlar emrini yerine getirmekle, yasaklarından kaçınmakla kalmadılar. Aksine onun fiillerini takip ediyorlar, onun tasarruflarını gözetliyorlardı. Bunu büyük bir sevgi, takdir ve iştiyakla yapıyorlardı. Çünkü ona uymayı istiyorlardı. Onun herhangi bir işi yaptığını gördüklerinde çabucak onu yaparlardı. Herhangi bir şeyden uzak kaldığını ya da terkettiğini görürlerse onlar da hemen ondan uzaklaşırlardı. Buna delâlet eden parlak örneklerden birisi de İmam Ebû Dûvûd'un, Ebu Said el-Hudrî Radıyallahu anh'ın şöyle dediğine dair rivayetidir: "Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ashabına namaz kıldırmakta iken aniden ayakkabılerını çıkardı ve onları sol tarafına bıraktı. Arkasındakiler bu işi görünce, onlar da ayakkabılarını çıkardılar. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem namazını bitirince: "Ayakkabılarınızı çıkarmaya sizi iten sebep nedir?" diye sordu. Onlar: Biz senin ayakkabılarını çıkardığını gördük. Bunun üzerine biz de ayakkabılarımızı çıkardık, dediler. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem dedi ki: "Şüphesiz Cebrail bana geldi ve ayakkabımda bir pislik olduğunu bana bildirdi." Daha sonra şunları söyledi: "Sizden herhangi bir kimse mescide geldiğinde ayakkabılarına baksın. Eğer ayakkabılarında bir pislik ya da rahatsız edici bir durum varsa onu silsin ve onlarla namaz kılıversin."[12] Allahu ekber! Rasûl-i Ekrem'e uymakta ellerini çabuk tutmaya ne kadar dikkat ediyorlardı! Allah onlardan razı olsun. Mükâfatıyla onları hoşnut etsin, bizi de onların yürüdükleri yolda yürütsün. 8- Rasûl-i Ekrem'in Tehdidini Duyunca Bir Kadının Bileziklerini Çıkarıvermesi Rasûl-i Ekrem'e uymak sadece erkeklerin yaptığı bir iş değildir aksine Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'i seven samimi mü'min hanımlar da böyleydi. Bunu ortaya koyan delillerden birisi de İmam Ebû Dâvûd'un Abdullah b. Amr Radıyallahu anh'dan şöyle dediğine dair naklettiği rivayettir: "Bir hanım Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in yanına geldi. Beraberinde bir kız çocuğu vardı. Bu kız çocuğunun elinde kalınca iki altın bilezik vardı. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem: "Bunların zekâtını veriyor musun?" diye sordu. Kadın: Hayır dedi. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde bunların yerine Allah'ın sana ateşten iki bilezik takması hoşuna gider mi?" (Abdullah b. Amr) dedi ki: Kadın o bilezikleri çıkardı ve Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in önüne bırakarak: Bunlar Allah ve Rasûlü içindir. dedi."[13] Allahu ekber! Rasûl-i Ekrem'i seven o mü'min kadın O’nun emrine uyarak bileziklerin zekâtını vermekle yetinmedi. Aksine onlardan vazgeçti ve onları Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e yüce Allah için bir sadaka olarak takdim etti. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud etsin. 9- Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Yol Kenarlarında Yürüme Emrini Uygulamak Üzere Hanımların Duvarlara Sürtünerek Yürümeleri Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'in emrini yerine getirmek için mü'min bir hanımın bu derece elini çabuk tutmasının az görülen bir durum ya da istisnai bir olay olduğunu kimse zannetmesin. Hayır, Ka’be'nin Rabbine yemin olsun ki, o hanımların sîretlerini tetkik eden bir kimse mü'min hanımlara egemen olan halin bu olduğunu bilir. Şimdi onlar hakkında İmam Ebû Dâvûd'un, Ebu Esid el-Ensari Radıyallahu anh'dan yaptığı şu rivayete kulak verelim. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem mescidden çıkarken yolda erkeklerin kadınlarla karıştıklarını görünce şöyle buyurdu: "Geri çekiliniz! Sizin yolun ortasında yürümek hakkınız yoktur. Siz yolun kenarlarında yürümeye bakınız." Bu sebeple herhangi bir kadın yürüdü mü duvara yapışırdı. O kadar ki duvara yapıştığından elbisesi de duvara takılırdı.[14] Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem sevmenin dördüncü alâmetine geçmeden önce kendimizi hesaba çekmek üzere kısaca bir duralım: Erkeğimizle, kadınımızla ashab-ı kiram ve hanım sahabiler gibi miyiz? Bizden pek çok kimse sabahleyin ilk iş olarak Rasûl-i Ekrem'in sünnetini traş etmiyor muyuz? İslâma müntesip pek çok hanım, toplantılara ve çarşı-pazara çıkmakla ona muhalefet etmiyorlar mı? Erkeğimizle kadınımızla bazılarımız yabancı bir topluluğa gidecek olursa, müslüman mı, yahudi mi, hristiyan mı bilinebiliyor mu? [1] Buhârî, Hadis no: 7252, XIII, 232 [2] Sahihu Sünen-i Ebi Davud, Hadis no: 2288, II, 498; Rasûl-i Ekrem bir yolculukta bile, konaklandığı vakit müslümanların dağılmalarına tahammül göstermemişti. Bugün -yüce Allah'ın rahmetiyle esirgedikleri müstesnâ- herkes ne diye darmadağınıktır? Şekvamız Allah'adır. Ondan yardım dileriz. [3] Buhârî, Hadis no: 4199, VII, 467-468 [4] Buhârî, Hadis no: 2464, V, 112 [5] Fethu'l-Bârî, X, 39 [6] Buhârî, Hadis no: 4617, VIII, 277 [7] Sahihu Sünen-i Ebi Davud, Hadis no: 2397, II, 528; Sahihu Süneni't-Tirmizi, Hadis no: 1285, II, 113-114 lafız Ebû Dâvûd'a ait. [8] Kralın kardeşi Bizans ordusunun kumandanı idi. Adı da Tozarik idi. (Bk. el-Bidaye ve'n-Nihaye, VII, 9) [9] Taberî, Tarih, III, 403 [10] el-Bidaye ve'n-Nihaye, VII, 9-10 [11] Hadisi İmam Ahmed, Abdullah b. Ömer Radıyallahu anh'dan rivayet etmiştir. (Bk. Müsned, Hadis no: 5115, VII, 122) Şeyh Ahmed Muhammed Şakir senedinin sahih olduğunu belirtmiştir. (Bk. aynı yerdeki dipnot) [12] Sahihu Sünen-i Ebi Davud, Hadis no: 605, I, 128 [13] Sahihu Sünen-i Ebî Dâvûd, Hadis no: 1382, I, 691; Şeyh elAlbânî hadisin hasen olduğunu belirtmektedir. (Bk. Aynı yer) [14] Sahihu Sünen-i Ebi Davud, Hadis no: 4392, III, 989

Namaz Marşı

Namaz Marşı Mü’min secdede Rabbe gülümser, Bin ömrüm olsa, namaz kılsam der Her gün mescitte namazla coşar, Secdede ağlar Rabbine koşar, Namazsız olmaz, secdesiz olmaz, Kıyamsız olmaz, rükûsuz olmaz. Tekbirsiz olmaz, tesbihsiz olmaz, Şükürsüz olmaz, duasız olmaz. Mü’min savaşta Rabbi unutmaz, Can pahasına namaz der namaz, Mü’min gönlünü namaza bağlar, Namazla güler, namazla ağlar NAKARAT Namaz mü’mine en kutlu durak, Kabirde ışık, sıratta Burak Namaz rahmettir mü’mine miraç, Dertlere deva, hastaya ilaç NAKARAT Dinin direği gözlerin nuru, Namaz mutluluk, kalbin süruru, Namaz sığınak, namaz dayanak, Namaz kılanlar mahşerde apak NAKARAT Cemil Tokpınar

Sarık

Günümüzde dini mevzular için biraz amiyane "ağzı olan konuşuyor" sözü çok uygun düşüyor. "Bu dinde yoktur" "böyle hadis yoktur" "dinimizce şu şöyledir" "dinimizce böyle olacağını sanmıyorum" ve benzeri pek çok sözleri pek çok kimseden duyuyoruz. Halbuki müslümanlar olarak en çok hassas olmamız gereken mevzu dini mevzular olmalıdır. Hz. Muaz (ra) Peygamberimiz asv'dan nasihat isteyince "şuna dikkat et" diyerek diline işaret etmiş, Muaz'ın "Ya ResulALLAH! Konuştuklarımızdan mesul muyuz? Sorusuna da "anan seni kaybetsin! İnsanları yüzükoyun cehenneme düşüren bu dilleridir" demişti. (Tirmizi: c.5.s.11)İşte günümüzde bilip bilmeyen herkesin konuştuğu mevzulardan biri de "sarık" mevzuudur. Bazıları sarıkla ilgili hiçbir hadis olmadığını söylerken, bazıları da sarıkla ilgili bazı hadislere dillerini uzatıyorlar. Bu yazımızda sarıkla ilgili hadisleri ele alacağız. Birazcık siyer ve hadis ilmine ıttılaı olan peygamberimizin sarık sardığına itiraz etmez. İtiraz eden cehaletinden eder. Peygamberimizin ahir zamanda geleceğini haber veren eski kutsal kitaplarda bile ondan "Sahibüt Tac" diye bahsedilir [1]. Tacdan kasıt "sarık"tır. Peygamberimizin krallar gibi taç takmadığı, ama sarık sardığı herkesin malumudur. Pek çok hadis kitabında "El-Amame" "El-Amaim" ismiyle sarıklardan bahsedildiği gibi, yine pek çok hadis kitabında müstakil "El-Amaim" yani "sarıklar" isimli bablar (konu başlıkları) da vardır. Bir iki misal verelim: Buhari: Kitabül Libas. Bab 14. El- Amaim. Sünen-i Ebu Davud: kitabül Libas. Bab 21. El- Amaim. <******>Sünen-i Tirmizi. Libas. Bab 42. El- Amaim alel Kalanis. Bu hususta bazı hadisleri de kaydedelim: Tabinden Ebu Abdusselam şöyle dedi: İbn Ömer (ra)den "Nebi (sav) nasıl sarık sarardı" diye sordum. İbn Ömer şöyle dedi: Başına sarığı sarar, ona bir kuyruk yapar ve sonra arkasından sarkıtırdı. Beyhaki, Şuabu İman.c.5.s.174 Cabir (ra) şöyle demiştir: Resulullah asv Mekke fethedildiği gün Mekke'ye başında siyah sarık olduğu halde girdi. Nesei.c.8.s.211, İbn Mace.c.2.s.942 Amr b. Haris şöyle demiştir: "Peygamber asv'ın üzerinde harkani bir sarık gördüm."Nesei.c.8.s.211Ebu Ümame (ra) şöyle demiştir: Resulullah sav bir vali tayin ettiğinde ona mutlaka sarık sarar ve sarığı sağ kulağı tarafından sarkıtırdı. Mecmauz-Zevaid. (Taberani'den naklen).c.5.s.120 Tabiinden Nafi "İbn Ömer sarık sarar ve sarığın kuyruğunu iki omzu arasına bırakırdı" demiştir. Ravilerden Ubeydullah şöyle dedi: "Şeyhlerimiz (tabiinin büyükleri) bize peygamber asv'ın ashabının sarık sardıklarını ve sarığın ucunu iki omuzları arasına bıraktıklarını (çokça) gördüklerini rivayet ettiler." Musannef ibn ebi şeybe.c.5.s.180 Ubade (ra) Peygamber asv'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Sarık sarınız! Çünkü o meleklerin nişanı, alametidir. (sarığı sardıktan sonra) arkanızdan sarkıtınız. Beyhaki. Şuabu iman.5-176Bedir savaşında beş bin melek peygamberimiz ve sahabelerin imdadına gelmişti. Gelen meleklerin hepsi sarıklı idi. "Rabbiniz, alametli beş bin melekle size yardım edecektir [2]" ayetindeki "Müsevvimin" "alametli, nişanlı" kelimesinin "sarıklı" manasında olduğu tefsirlerde beyan edilmiştir [3] . ALLAH'ın peygamberine yardıma gönderdiği meleklerin sarıklı olması, sarığın ALLAH katında makbul ve razı olunan bir kisve olduğuna işarettir. (Bazı müfessirler onların bizzat ALLAH tarafından sarıkla nişanlandırılmış, alametlendirilmiş olduklarını söylerler.) ",1] ); //--> Sünen-i Tirmizi. Libas. Bab 42. El- Amaim alel Kalanis. Bu hususta bazı hadisleri de kaydedelim: Tabinden Ebu Abdusselam şöyle dedi: İbn Ömer (ra)den "Nebi (sav) nasıl sarık sarardı" diye sordum. İbn Ömer şöyle dedi: Başına sarığı sarar, ona bir kuyruk yapar ve sonra arkasından sarkıtırdı. Beyhaki, Şuabu İman.c.5.s.174 Cabir (ra) şöyle demiştir: Resulullah asv Mekke fethedildiği gün Mekke'ye başında siyah sarık olduğu halde girdi. Nesei.c.8.s.211, İbn Mace.c.2.s.942 Amr b. Haris şöyle demiştir: "Peygamber asv'ın üzerinde harkani bir sarık gördüm."Nesei.c.8.s.211Ebu Ümame (ra) şöyle demiştir: Resulullah sav bir vali tayin ettiğinde ona mutlaka sarık sarar ve sarığı sağ kulağı tarafından sarkıtırdı. Mecmauz-Zevaid. (Taberani'den naklen).c.5.s.120 Tabiinden Nafi "İbn Ömer sarık sarar ve sarığın kuyruğunu iki omzu arasına bırakırdı" demiştir. Ravilerden Ubeydullah şöyle dedi: "Şeyhlerimiz (tabiinin büyükleri) bize peygamber asv'ın ashabının sarık sardıklarını ve sarığın ucunu iki omuzları arasına bıraktıklarını (çokça) gördüklerini rivayet ettiler." Musannef ibn ebi şeybe.c.5.s.180 Ubade (ra) Peygamber asv'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Sarık sarınız! Çünkü o meleklerin nişanı, alametidir. (sarığı sardıktan sonra) arkanızdan sarkıtınız. Beyhaki. Şuabu iman.5-176Bedir savaşında beş bin melek peygamberimiz ve sahabelerin imdadına gelmişti. Gelen meleklerin hepsi sarıklı idi. "Rabbiniz, alametli beş bin melekle size yardım edecektir [2]" ayetindeki "Müsevvimin" "alametli, nişanlı" kelimesinin "sarıklı" manasında olduğu tefsirlerde beyan edilmiştir [3] . ALLAH'ın peygamberine yardıma gönderdiği meleklerin sarıklı olması, sarığın ALLAH katında makbul ve razı olunan bir kisve olduğuna işarettir. (Bazı müfessirler onların bizzat ALLAH tarafından sarıkla nişanlandırılmış, alametlendirilmiş olduklarını söylerler.) <******>Müşriklerle bizim aramızdaki farkPeygamberimiz asv hayatı boyunca müşriklere, ehli kitaba her hususta muhalefet etmiş, ümmetinin de muhalefet etmesini istemiştir. Bu hususta pek çok hadis ondan rivayet edilmiştir. Peygamberimizin ümmetinin diğer milletlere muhalefet etmesini istediği bir konu da "sarık"tır. Peygamber as şöyle buyurmuştur. Rükane (ra)den rivayet edildiğine göre peygamberimiz asv şöyle buyurmuştur: "Bizimle müşrikler arasındaki fark bizim külahlar üzerine sardığımız sarıklardır."(Tirmizi.C.4.S.247, Ebu Davud.C.2.S.452 , Hakim Müstedrek.C.3.S.511, Taberani. Mucemi Kebir.C.5.S.71, Müsnedi Ebu Yala.C.3.S.5, Beyhaki. Şuabu İman.C.5.S.175 [4])Ali (ra)den rivayet edilmiştir:Gadiri Hum günü resulullah asv bana sarık sardı ve ucunu arkama sarkıttı ve sonra şöyle dedi: " ALLAH Azze ve Celle beni Bedir ve Huneyn günü bu şekilde sarık sarmış meleklerle teyid etti. Muhakkak ki sarık küfür ile iman arasını ayırıcıdır."Müsnedi Tayalisi.C.1.S.23, Beyhaki. Süneni Kübra.C.14.S.10 Tabiinden Halid b. Ma'dan (ra)den rivayet edilmiştir: Nebi sav'e sadaka olarak elbiseler geldi. Onu sahabeleri arasında taksim etti ve şöyle dedi: " Sarık sarınız ve sizden önceki milletlere muhalefet ediniz." [5]Beyhaki. Şuabu iman.c.5.s.176 Halid b. Ma'dan ve Fudayl b. Fudale ALLAH resulü şöyle buyurdu demişlerdir: "ALLAH Azze ve Celle bu ümmete sarıklarla ve sancaklarla ikramda bulundu." Said b. Mansur.c.2.206s.Namaz Kılarken Sarık SarmakŞehrimizin Valisiyle veya başbakanla görüşeceğimiz zaman, onun yanına en güzel kıyafetimizle mi, yoksa pejmürde bir kıyafetle mi gideriz? Elbette en güzel kıyafetimizle gideriz. Böyle olduğuna göre Alemlerin sultanının huzuruna da temiz ve güzel elbiselerle çıkmamız gerekmez mi? Kur'anı Kerimde de Cenab-ı Hak kullarına namaz esnasında süslenmelerini "Ey Ademoğulları! Her namazda zinet(ler)inizi üzerinize alınız (güzel elbiselerinizi giyiniz)" [6]. ayetiyle emretmektedir. Peygamberimiz asv'da "ALLAH güzeldir güzeli sever" "ALLAH kendisi için süslenilmeye daha layıktır" [7] buyurmuştur. ",1] ); //--> Müşriklerle bizim aramızdaki farkPeygamberimiz asv hayatı boyunca müşriklere, ehli kitaba her hususta muhalefet etmiş, ümmetinin de muhalefet etmesini istemiştir. Bu hususta pek çok hadis ondan rivayet edilmiştir. Peygamberimizin ümmetinin diğer milletlere muhalefet etmesini istediği bir konu da "sarık"tır. Peygamber as şöyle buyurmuştur. Rükane (ra)den rivayet edildiğine göre peygamberimiz asv şöyle buyurmuştur: "Bizimle müşrikler arasındaki fark bizim külahlar üzerine sardığımız sarıklardır."(Tirmizi.C.4.S.247, Ebu Davud.C.2.S.452 , Hakim Müstedrek.C.3.S.511, Taberani. Mucemi Kebir.C.5.S.71, Müsnedi Ebu Yala.C.3.S.5, Beyhaki. Şuabu İman.C.5.S.175 [4])Ali (ra)den rivayet edilmiştir:Gadiri Hum günü resulullah asv bana sarık sardı ve ucunu arkama sarkıttı ve sonra şöyle dedi: " ALLAH Azze ve Celle beni Bedir ve Huneyn günü bu şekilde sarık sarmış meleklerle teyid etti. Muhakkak ki sarık küfür ile iman arasını ayırıcıdır."Müsnedi Tayalisi.C.1.S.23, Beyhaki. Süneni Kübra.C.14.S.10 Tabiinden Halid b. Ma'dan (ra)den rivayet edilmiştir: Nebi sav'e sadaka olarak elbiseler geldi. Onu sahabeleri arasında taksim etti ve şöyle dedi: " Sarık sarınız ve sizden önceki milletlere muhalefet ediniz." [5]Beyhaki. Şuabu iman.c.5.s.176 Halid b. Ma'dan ve Fudayl b. Fudale ALLAH resulü şöyle buyurdu demişlerdir: "ALLAH Azze ve Celle bu ümmete sarıklarla ve sancaklarla ikramda bulundu." Said b. Mansur.c.2.206s.Namaz Kılarken Sarık SarmakŞehrimizin Valisiyle veya başbakanla görüşeceğimiz zaman, onun yanına en güzel kıyafetimizle mi, yoksa pejmürde bir kıyafetle mi gideriz? Elbette en güzel kıyafetimizle gideriz. Böyle olduğuna göre Alemlerin sultanının huzuruna da temiz ve güzel elbiselerle çıkmamız gerekmez mi? Kur'anı Kerimde de Cenab-ı Hak kullarına namaz esnasında süslenmelerini "Ey Ademoğulları! Her namazda zinet(ler)inizi üzerinize alınız (güzel elbiselerinizi giyiniz)" [6]. ayetiyle emretmektedir. Peygamberimiz asv'da "ALLAH güzeldir güzeli sever" "ALLAH kendisi için süslenilmeye daha layıktır" [7] buyurmuştur. <******>İşte ALLAHın huzuruna çıkarken başımıza saracağımız sünnet olan sarıkta bizim ALLAHa karşı süsümüz ve güzelliğimizdir. Peygamberimizin İncil'de geçen bir isminin "Sahibü-t Taç" olduğunu yukarda zikretmiştik. Sarığın "taç" oluşu yalnızca peygamberimize değil, onun bütün ümmetine has bir özelliktir. Bir hadiste de "Sarıklar müslümanların tacıdır" denmiştir [8] . Taçlar hükümdarların süsü, sarık ise müminlerin süsüdür.Madem ALLAH namaz esnasında zinetlerimizle onun huzuruna çıkmamızı istiyor. Ve madem sarık müminin tacı, süsüdür, öyleyse namaz esnasında sarık sarmak da, ALLAHın rızasını üzerimize celbeder. Bu yüzden sarıkla kılınan namazın sevabı, sarıksız kılınan namazın sevabından daha fazladır. Cabir (ra)den rivayet edilmiştir: "Sarıkla kılınan iki rekat namaz sarıksız kılınan 70 rekat namazdan daha üstündür." Deylemi. Müsnedi Firdevs.c.2.s.265.hn.3233 (Başka bir rivayette şöyledir: "Sarıkla kılınan nafile veya farz bir namaz, sarıksız kılınan 25 namaza denktir. [9]")Alimlerden Münavi Cabir hadisini şerhederken: "Çünkü namaz hükümdarın huzurunda olmak (gibi)dir. Hükümdarın huzuruna süslenmeden girmek edebe muhaliftir" der. [10] Ahir zamanda sarıkPeygamberimizin mucizelerinden biri de gelecekten haber vermesidir. O kendi zamanında, sahabeler döneminde ve daha sonraları bilhassa ahir zamanla ilgili- pek çok gaybi şeyleri haber vermiş ve verdiği haberler aynen çıkmıştır. Mesela "Öyle bir zaman gelir ki, faiz yemeyen kalmaz. Yemese bile tozundan, buharından bulaşır" hadisi bunlardandır ve bu haber bu gün hakikat olmuştur. Bu haberin aynen tahakkuk etmesi, bu hadisin doğru olduğuna da bir emaredir. Sarıkla ilgili bazı hadisler nakledilmiş, fakat onlara zayıf denilmiştir. Halbuki tahakkuk etmeleriyle zaman onların doğruluğunu tasdik etmiştir. Aşağıda nakledeceğimiz hadisler işte bu vuku bulmalarıyla doğruluğu tahakkuk eden hadislerdir. ",1] ); //--> İşte ALLAHın huzuruna çıkarken başımıza saracağımız sünnet olan sarıkta bizim ALLAHa karşı süsümüz ve güzelliğimizdir. Peygamberimizin İncil'de geçen bir isminin "Sahibü-t Taç" olduğunu yukarda zikretmiştik. Sarığın "taç" oluşu yalnızca peygamberimize değil, onun bütün ümmetine has bir özelliktir. Bir hadiste de "Sarıklar müslümanların tacıdır" denmiştir [8] . Taçlar hükümdarların süsü, sarık ise müminlerin süsüdür.Madem ALLAH namaz esnasında zinetlerimizle onun huzuruna çıkmamızı istiyor. Ve madem sarık müminin tacı, süsüdür, öyleyse namaz esnasında sarık sarmak da, ALLAHın rızasını üzerimize celbeder. Bu yüzden sarıkla kılınan namazın sevabı, sarıksız kılınan namazın sevabından daha fazladır. Cabir (ra)den rivayet edilmiştir: "Sarıkla kılınan iki rekat namaz sarıksız kılınan 70 rekat namazdan daha üstündür." Deylemi. Müsnedi Firdevs.c.2.s.265.hn.3233 (Başka bir rivayette şöyledir: "Sarıkla kılınan nafile veya farz bir namaz, sarıksız kılınan 25 namaza denktir. [9]")Alimlerden Münavi Cabir hadisini şerhederken: "Çünkü namaz hükümdarın huzurunda olmak (gibi)dir. Hükümdarın huzuruna süslenmeden girmek edebe muhaliftir" der. [10] Ahir zamanda sarıkPeygamberimizin mucizelerinden biri de gelecekten haber vermesidir. O kendi zamanında, sahabeler döneminde ve daha sonraları bilhassa ahir zamanla ilgili- pek çok gaybi şeyleri haber vermiş ve verdiği haberler aynen çıkmıştır. Mesela "Öyle bir zaman gelir ki, faiz yemeyen kalmaz. Yemese bile tozundan, buharından bulaşır" hadisi bunlardandır ve bu haber bu gün hakikat olmuştur. Bu haberin aynen tahakkuk etmesi, bu hadisin doğru olduğuna da bir emaredir. Sarıkla ilgili bazı hadisler nakledilmiş, fakat onlara zayıf denilmiştir. Halbuki tahakkuk etmeleriyle zaman onların doğruluğunu tasdik etmiştir. Aşağıda nakledeceğimiz hadisler işte bu vuku bulmalarıyla doğruluğu tahakkuk eden hadislerdir. <******> İbn Abbas (ra)den rivayet edilmiştir:"Sarıklar mümin için vakar, Araplar için izzettir. Araplar sarıklarını bıraktıkları zaman izzetlerini de bırakmış olurlar." Deylemi. C.3.s.88.hn . 4247Bu gün Araplar umumiyetle sarık sarmazlar ve dünya üzerinde bir izzetleri ağırlıkları da yoktur. Bu yönüyle bu hadis tahakkuk etmiştir diyebiliriz. Ebu Umame (ra)den rivayet edilmiştir: "Sarıkların bırakılıp, takkelerin giyilmesi kıyamet alametlerindendir." Deylemi. C.4.s.5. 6002Yezid b. Rukane (ra)den rivayet edilmiştir: "Ümmetim külahlar üzerine sarık sardığı müddetçe, fıtrat üzere olurlar." Deylemi c.5.s.93.hn.7569Sünneti ihya İmam Malik şöyle der: sarığın terk edilmemesi gerekir. Ben henüz yüzümde kıl yokken sarık bağlamıştım. (..). Hatırlıyorum yüzümde hiç kıl tutamı yoktu, bizden hiçbir kimse Resulullahı sav iclal [saygı] gayesiyle mescide sarıksız girmiyordu. (Hz. Peygamber'in Yönetimi. c.2.s. 84. (Et-Teratib-ül İdariye). Kettani. İz yy.)--------------------------------------------------------------------------------[1] Ed-Dürrül Mensur.C.4.S.645(İbn Ebi Hatimden Naklen). (Hüccetullah Alel-Alemin. Beyhakiden Naklen.C.1.88)[2] Ali İmran: 125[3] Bkz. Ed-Dürrül Mensur.c.2.s.309-310[4] Her ne kadar bu hadis zayıf olmakla itham edilmişsede onu teyid eden başka hadisler onu zafiyetten kurtarır. Hem bazı alimlerce zayıf hadis çok zayıf olmamak şartıyla dinde hüccettir. Zayıf hadis mevzu hadis demek değildir. [5] Halid b. Ma'dan tabiinden olduğundan sahabeyi zikretmeyerek peygamberimizden rivayet ettiği için bu hadis munkatı daha doğrusu- mürseldir. Fakat hadisi rivayet eden zat güvenilir olduğu için bu tür hadislere itimat edilir denilmiştir. Bkz: Hadis Istılahları. (Mürsel hadis). Talat Koçyiğit. ",1] ); //--> İbn Abbas (ra)den rivayet edilmiştir:"Sarıklar mümin için vakar, Araplar için izzettir. Araplar sarıklarını bıraktıkları zaman izzetlerini de bırakmış olurlar." Deylemi. C.3.s.88.hn . 4247Bu gün Araplar umumiyetle sarık sarmazlar ve dünya üzerinde bir izzetleri ağırlıkları da yoktur. Bu yönüyle bu hadis tahakkuk etmiştir diyebiliriz. Ebu Umame (ra)den rivayet edilmiştir: "Sarıkların bırakılıp, takkelerin giyilmesi kıyamet alametlerindendir." Deylemi. C.4.s.5. 6002Yezid b. Rukane (ra)den rivayet edilmiştir: "Ümmetim külahlar üzerine sarık sardığı müddetçe, fıtrat üzere olurlar." Deylemi c.5.s.93.hn.7569Sünneti ihya İmam Malik şöyle der: sarığın terk edilmemesi gerekir. Ben henüz yüzümde kıl yokken sarık bağlamıştım. (..). Hatırlıyorum yüzümde hiç kıl tutamı yoktu, bizden hiçbir kimse Resulullahı sav iclal [saygı] gayesiyle mescide sarıksız girmiyordu. (Hz. Peygamber'in Yönetimi. c.2.s. 84. (Et-Teratib-ül İdariye). Kettani. İz yy.)--------------------------------------------------------------------------------[1] Ed-Dürrül Mensur.C.4.S.645(İbn Ebi Hatimden Naklen). (Hüccetullah Alel-Alemin. Beyhakiden Naklen.C.1.88)[2] Ali İmran: 125[3] Bkz. Ed-Dürrül Mensur.c.2.s.309-310[4] Her ne kadar bu hadis zayıf olmakla itham edilmişsede onu teyid eden başka hadisler onu zafiyetten kurtarır. Hem bazı alimlerce zayıf hadis çok zayıf olmamak şartıyla dinde hüccettir. Zayıf hadis mevzu hadis demek değildir. [5] Halid b. Ma'dan tabiinden olduğundan sahabeyi zikretmeyerek peygamberimizden rivayet ettiği için bu hadis munkatı daha doğrusu- mürseldir. Fakat hadisi rivayet eden zat güvenilir olduğu için bu tür hadislere itimat edilir denilmiştir. Bkz: Hadis Istılahları. (Mürsel hadis). Talat Koçyiğit. <******>[7] Ed-Dürrül Mensur. C.3.s.442. [8] Kenzül Ummal. C.15.s.307. hadis no: 41143. Bazı rivayetlerde "Sarıklar arapların tacıdır" denmiştir. Müsned-i Şihab.c.1.75, Beyhaki. Şuabu iman.5-175. Her ne kadar burada Araplar denmişse de, o dönemde Müslümanlar yalnızca Araplar olduğu için böyle söylenmiştir. Yukarda müşriklerin sarık sarmadığını zikretmiştik. Bu yüzden bu hadisi Müslüman Araplar olarak anlamamız mümkündür. VALLAHü A'lem. [9] Kenzül Ummal. C.15.s.306. hadis no:41139. İbn Asakir'den naklen. [10] Feyzül Kadir.c.4.s.37 KAYNAK:www.tevhidmesaji.tr.cc
 
İslami Site